Hey gidi ölüler…
Adı Fatma’ydı.. Küçücük yaşlı bir kadındı Fatma, Fadime. Benim babannem. 17 yaşımda tanıştığım babannem. Arabayla çokta uzak olmayan bir köye gitmiştik. Halam, teyzem, annem, babam ve kardeşlerimle birlikte.. ilk görüşte kendinden beklenmeyen bir çeviklikle ve güçle sımsıkı sarılıp hıçkıra hıçkıra ağlamıştı bana ve kardeşlerime.. önceleri çok anlamamıştım bu yabancı ama çok içten babannem ve dedemin karısı nefret dolu babannenin farkını. Tüm çocukluğum dedemin karısının, bizi diğer torunlarından farklı olarak, sevgisizlikle ve hatta nefretle iteleyip, örselemesiyle geçti. Her sene hacca gittiklerinde diğer torunların fotoğraf makinaları, uzaktan kumandalı robotlar gelirken, bize alnına pul çiçek iğnelenmiş iğrenç plastik bebekler gelirdi. İğrenirdim o ucuz pis plastik bebeklerden.. anlamazdım bizi neden sevmediğini. Oysa dedem severdi. Çok gitmezdik O’nlara. Bayramlarda sadece. Kurban bayramlarında, aşağı bahçede kesilen dananın eti biz gidene kadar hiç pişmezdi....