Hey gidi ölüler…
Adı Fatma’ydı..
Küçücük yaşlı bir kadındı Fatma, Fadime. Benim babannem. 17 yaşımda tanıştığım babannem. Arabayla çokta uzak olmayan bir köye gitmiştik. Halam, teyzem, annem, babam ve kardeşlerimle birlikte.. ilk görüşte kendinden beklenmeyen bir çeviklikle ve güçle sımsıkı sarılıp hıçkıra hıçkıra ağlamıştı bana ve kardeşlerime.. önceleri çok anlamamıştım bu yabancı ama çok içten babannem ve dedemin karısı nefret dolu babannenin farkını. Tüm çocukluğum dedemin karısının, bizi diğer torunlarından farklı olarak, sevgisizlikle ve hatta nefretle iteleyip, örselemesiyle geçti.
Her sene hacca gittiklerinde diğer torunların fotoğraf makinaları, uzaktan kumandalı robotlar gelirken, bize alnına pul çiçek iğnelenmiş iğrenç plastik bebekler gelirdi. İğrenirdim o ucuz pis plastik bebeklerden.. anlamazdım bizi neden sevmediğini. Oysa dedem severdi. Çok gitmezdik O’nlara. Bayramlarda sadece. Kurban bayramlarında, aşağı bahçede kesilen dananın eti biz gidene kadar hiç pişmezdi. Çok güzel kokardı ama tadını hiç bilmezdim. Zaten artık vejeteryanım. İzlerini o günlerden taşıyan bir vejeteryan. Garipti ama, babannelerin torunlarını hiç sevmediklerini düşünürdüm. Ama bu yeni babanne öylemiydi? Daha ilk görüşte, ne kadar akıllı uslu olduğumu ispatlayamadan, nasılda içine sokacak gibi sevmiş, sımsıkı kucaklamıştı beni..
Dedemin karısına göre daha bakımsız, daha kuru kara bir köylü kadında Fatma. Annemide çok seviyordu belliki.. bu ilk tanışmamızda bize nasıl ikramda bulunacağını şaşırmıştı. Benim alerjim var diye evdeki kediyide bahçeye göndermişti. Bir tek babam mesafeliydi O’na karşı. Çok sonra dinleyecek ama yine anlamayacaktım.
Bu köy çok garipti Fadime babannemin kocasıda bizi çok sevmişti. Sevgi koşulsuzdu, yıllardır yanında olduklarımız , bayramdan bayramada olsa senede iki kez görüştüklerimiz böylesine sevmezken, ötelerken ve hatta nefret ederken, bu yaşımızda tanıştığımız bu yeni insanlar nasılda böylesi içten ve koşulsuz sevebiliyorlardı..
Henüz17 yaşımda iken böylesi bi ikilem, böylesi bir kavram karmaşası ruhumu derinden etkilemişti, sonraları anlayacaktım.. değerlimiydim, değersizmi? İyi ve kötü insan varmıydı? Kimi, kalbimde nereye koymalıydım, yoksa kimseyi hiç bir yere almamalımıydım?.. bitmeyen sorular başladı kafamda ve kalbimde…
Bize ailecek kalabileceğiniz bir ev ayarlamışlar. İçerisine sofralar kurulmuş, yataklar hazırlanmış, rahat etmemiz için tüm detaylar düşünülmüştü. Yün alerjim yüzünden tüm geceyi arabada geçirmiştik…
Sonra bir daha hiç gitmedik o köye.. babama yalvar yakar babannemi getirttik. Ah nasıl utangaç, rahatsız edicem diye nasıl tedirgin. İnsan O’nun o haline bile saatlerce ağlayabilir. Oğlunun evine sığamayan bu kadının hikayesi neydi? Neden bu kadar çekiniyordu babamdan öylesine merak ediyordum ki, kafama koydum öğrenecektim. Ama herkes sanki O hiç yokmuş, yaşanan hiç bir şey yokmuş gibi davranıyorlardı..
Ertesi gün ve devam eden günlerde, babam işe gidince sıkıştırıp sormama rağmen asla tek kelime etmedi. Onun yerine saçlarımı okşayıp, yüzümü, ellerimi öpüyordu hep. Bu kadar sevgi dolu, bu kadar merhametli bir kadını kim neden bu kadar üzmüş, kim O’na ne yapmış olabilirdi? Halama sordum, anneme sordum babama sordum.. yarım yamalak bilgiler.. sonra oturdum bu bilgilerle babannemin karşısına “dedem neden senden ayrılıp, bu kadınla evlendi?” dedim. Cevap yok! Sanki kendi suçu gibi utandı, cevap vermedi. Ağladı, cevap vermedi. Kıyamadım bu küçük kadını üzmeye.. Babannemin dedem O’nu terkettikten sonra evlendiği adamdan olan oğlu Aslan amcama sordum. O’nunla çok daha önce çocukluğumda tanışmıştım. Çok güzel bir sevgi bağı vardı aramızda babamın rahatsız olduğu.. O’nun çocukları yani kuzenlerimden bir şeyler öğrendim. Sanki yetişkinlerin konuşması yasaklı konulardı. Çocuklar daha korkusuzdu..Oktay, Mustafa, Gülbeyaz tüm çocukluk anılarımı kaplayan güzel, mutlu anılarımız vardı.. çok mutlu..
Babannem, dedemle imam nikahıyla evliyken, dedem O’nun ağabeyleriyle anlaşmış babannemin babasından O’na kalmış bir sürü tarla, bahçe, ev varmış. Ağabeyleri kendi haklarını yemiş bitirmiş bir tanecik kız kardeşlerinin olanlara göz dikmişler…dedem olacak adam ise Ankara’ya gelip gitmelerinde tanıştığı bir kadınla bir süredir birlikteymiş. Anlaşmışlar okuma yazması olmayan iyi niyetli canım babanneme tarlaları, evleri kardeşlerine devrettiği evraklara parmak bastırmak karşılığında, henüz 3 yaşında olan babamla, 4 yaşında olan halamı alıp Ankara’daki sevgilisiyle resmi nikahla evlenmesine göz yumacaklarmış. Yani 3-5 tarla karşılığında kardeşleri ve henüz bebek olan iki küçük yeğenlerinin hayatı ( -ve hatta bizim hayatımız) tamamen kararacakmış! Evet buna 4 erkek aralarında utanmadan karar vermişler. Hayasızca ve acımasızca!
Dedem çocukları Ankara’ya gezmeye götüreceğim diye hazırlatıyor babanneme ama tam kapıdan çıkacakken babannemin içine bir ateş düşüyor, babama sarılıyor, bırakmak istemiyor. Dedem çekiyor, babannem çekiyor.. babannemin tırnaklarının içinde deriler, babamın kollarında çizikler.. çıkış o çıkış bir daha göstermiyor..babannem aylarca ellerini yıkamıyor. Hasan’ımı tuttum kokusu var diye.. gerisi o dört adam müsveddesi haricindeki herkes için çok büyük tramva..
Elinize sağlık Tuba Hocam. Çok güzel bir hikâye. Umarım okurken içimizi acıtan taraflarıdır kurgu olan.
YanıtlaSilTubacım çok içten ve heyecanla okudum 10 parmağında 10 marifet bir hanımsın maşAllah kalemine sağlık ❤️❤️❤️
YanıtlaSilBu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSilHepimize tanıdık gelen dram dolu bir hikaye.Ezilen çilekeş Anadolu kadını. Ellerinize sağlık
YanıtlaSil